Ya istiklal ya ölüm sözü kime aittir ?

Professional

Global Mod
Global Mod
"Ya İstiklal Ya Ölüm" Sözü Kime Aittir? Bir Eleştirel Analiz

Giriş: Bir Tarihi Sözü Anlamak ve Düşünmek

"Ya istiklal ya ölüm" sözü, Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı döneminde, milli mücadelenin simgelerinden biri haline gelmiş bir ifadedir. Bu sözü duyduğumda, aklımda hep aynı sorular döner: Bu söz gerçekten kime aittir? Kim bu kadar iddialı bir şekilde, özgürlük veya ölüm arasında bir tercihi öne sürmüştür? Ve bu tarihsel bağlamda, bu sözün anlamı ve etkisi bugünün toplumsal yapısına nasıl yansımaktadır?

Benim için, bu sözün ardındaki tarihsel anlamın ötesinde, toplumda yarattığı etki, bugün de tartışılmaya değer bir konu. Bu yazıda, "Ya istiklal ya ölüm" sözünün kaynağını ele alırken, bu sözün tarihsel ve toplumsal bağlamda nasıl algılandığını derinlemesine incelemeye çalışacağım.

Tarihteki Konumu ve İlk Söz Sahibi: Kim Söyledi?

"Ya istiklal ya ölüm" sözü, genellikle Mustafa Kemal Atatürk’e atfedilen bir ifade olsa da, aslında bu sözün ilk sahibi Mithat Paşa’dır. Mithat Paşa, 19. yüzyıl Osmanlı’sının önemli devlet adamlarından biridir ve bu söz, Osmanlı İmparatorluğu’nun zorlu günlerinde, milletin özgürlüğü için verilen mücadelenin anlamını simgeler.

Ancak, bu sözün Atatürk tarafından da benimsenmiş olması ve Kurtuluş Savaşı’nda aynı ruhun bir simgesi haline gelmesi, ona ayrı bir tarihsel değer katmıştır. Bu bağlamda, "Ya istiklal ya ölüm" ifadesi, bir taraftan bireysel özgürlüğü savunan bir duruşu, diğer taraftan ise bir halkın bağımsızlık mücadelesini yansıtan güçlü bir söylem olarak günümüze kadar ulaşmıştır.

Erkeklerin Stratejik ve Çözüm Odaklı Yaklaşımı: Kurtuluş ve Bağımsızlık Mücadelesi

Erkeklerin genellikle stratejik ve çözüm odaklı bir bakış açısıyla meselelere yaklaşma eğiliminde oldukları gözlemi, bu tür tarihsel ifadelerin algılanış biçiminde de kendini gösteriyor. Özellikle, "Ya istiklal ya ölüm" gibi ifadeler, erkekler tarafından daha çok bağımsızlık ve kurtuluş mücadelesi olarak görülür. Bu tür söylemler, bir halkın varlık mücadelesinin en açık ve en sert biçimde ifadesi olarak kabul edilir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün bu ifadeyi benimsemesi, sadece bir askeri strateji değil, aynı zamanda halkı bir arada tutmaya yönelik güçlü bir psikolojik harekettir. Çünkü bir halkın özgürlüğünü elde etme kararlılığı, aynı zamanda bir ulusun kendi kimliğine, kültürüne ve geleceğine sahip çıkması anlamına gelir. Erkeklerin stratejik düşünme biçimleriyle, bu tür söylemler daha çok bir "sonuç" ve "hedef" etrafında şekillenir. Bağımsızlık uğruna her şeyin feda edilmesi gerektiği düşüncesi, birçok erkek için bir anlam taşır ve bu düşüncenin toplumda geniş kitleler tarafından kabul görmesini sağlar.

Kadınların Empatik ve İlişkisel Yaklaşımı: Toplumsal Değişim ve İnsan Odaklı Bakış Açısı

Kadınlar, genellikle toplumsal olaylara daha empatik ve insan odaklı bir bakış açısıyla yaklaşırlar. Bu nedenle, "Ya istiklal ya ölüm" gibi ifadeler kadınlar tarafından özgürlük arayışı kadar, insanların yaşamına ve toplumsal yapıya etki eden bir tercih olarak görülür. Bağımsızlık uğruna yapılacak büyük bir fedakarlığın, toplumsal yapıyı nasıl değiştireceğini ve bireylerin yaşamını nasıl etkileyebileceğini göz önünde bulundururlar.

Kadınların toplumsal yapıların etkilerine duyarlı yaklaşımları, bu tür savaşçı söylemleri bazen sorgulamaya sevk edebilir. "Ölüm"ün bu kadar radikal bir biçimde vurgulanmasının, toplumdaki kadınların ve çocukların yaşamını nasıl tehdit edebileceği düşüncesi, bu tür söylemleri daha derinlemesine analiz etmeyi gerektirir. Kadınlar, genellikle savaşın ve çatışmanın yalnızca kazananları değil, kaybedenleri olduğunu da göz önünde bulundururlar. Bu kayıplar, evlatlar, eşler ve anneler gibi figürler üzerinden daha derin bir empatiyle ele alınabilir.

Tarihsel olarak da, kadınlar genellikle savaşlardan daha fazla zarar görmüş ve bu sebeple bağımsızlık mücadelesi gibi devrimci söylemler, onların bakış açılarında farklı etkiler yaratmıştır. Kadınların gözünden, "Ya istiklal ya ölüm" ifadesi, sadece bir halkın özgürlüğü değil, aynı zamanda ailelerin ve toplulukların varlık mücadelesi olarak algılanabilir.

Toplumsal Yapılar, Eşitsizlikler ve “Ya İstiklal Ya Ölüm” Sözü

"Ya istiklal ya ölüm" ifadesi, yalnızca bir halkın özgürlüğünü simgelemekle kalmaz, aynı zamanda o dönemin toplumsal yapısını, eşitsizliklerini de yansıtır. Bu söylem, güç ve direnişin bir sembolü olabilirken, aynı zamanda bir halkın kolektif hafızasında, onları özgürlüğe taşıyan bir yolculuğun da başlangıcıdır.

Ancak, burada dikkate almanız gereken önemli bir nokta, bu tür güçlü söylemlerin çoğunlukla sadece belirli bir sınıfın, ırkın veya cinsiyetin lehine işlemesidir. "Ya istiklal ya ölüm" gibi ifadeler, özellikle zorluklarla boğuşan ve kendisini tarihsel olarak dışlanmış hisseden gruplar için farklı anlamlar taşır. Örneğin, kadınların, Kürtlerin veya diğer marjinalleşmiş grupların bağımsızlık ve özgürlük mücadelesine dair deneyimleri, bu tür ana akım söylemlerden daha farklı olabilir.

Bu nedenle, bu tür tarihsel söylemleri günümüzle ilişkilendirirken, toplumsal cinsiyet, ırk ve sınıf gibi faktörleri de göz önünde bulundurmak gerekir. Bu faktörler, sadece savaşın sonuçlarını değil, aynı zamanda o süreçteki toplumsal yapıları da şekillendirir.

Sonuç: “Ya İstiklal Ya Ölüm” Sözü Bugün Ne Anlama Geliyor?

Sonuç olarak, "Ya istiklal ya ölüm" sözü, tarihsel olarak bir halkın özgürlük mücadelesinin simgesi olmuştur. Ancak, bu ifadeyi anlamak, sadece bir dönemin sert koşullarını ve direnişin büyüklüğünü görmekle kalmamalıdır. Bu tür söylemler, toplumların sosyal yapıları, eşitsizlikleri ve her bireyin mücadelesindeki farklılıkları gözler önüne serer. Bugün bu sözü düşündüğümüzde, hala özgürlük ve adaletin peşinden gitmek için ne kadar fedakarlık yapmamız gerektiğini sorgulamak önemlidir.

Sizce bu tür güçlü söylemler, günümüzde toplumsal eşitsizliklerle mücadelede nasıl bir anlam taşıyor? "Ya istiklal ya ölüm" anlayışını günümüzün bağlamında nasıl değerlendirirsiniz?

[Kaynaklar:

- "Mustafa Kemal Atatürk ve Türk Devrimi," İsmail Hakkı Erdem, 2001.

- "Osmanlı İmparatorluğu'nda Toplumsal Yapılar ve Direniş," Berna Tuncer, 2018.]